Herakles (Herkül), Altın Post’u aramak üzere
yola çıkan Argo Gemicileri ile birlikte Ereğli’ye gelir.
Hermes ile Athena’nın da yardımıyla Kerberus’u yeryüzüne çıkarır.
Eurystheus’un Kerberus’u gördüğünde çok korkması üzerine,
Herakles onu tekrar Ölüler Ülkesi’ne bırakır.
Denize kavuşma zamanını bekler yağmur dolu bulutlar Karadeniz’in yüce dağlarının üzerinden geçerken. Dağların yamaçlarında kök salmış ağaçlardan havalanan bir kuşkanadında birleşir Karadeniz dağlarının sisi, sesi.
Aldığı her nefesle tarihe iz bırakan dağlardır, denize dik bakışlı, başı dumanlı Karadeniz dağları.
Ve bu dağlarda yankılanmıştır Posedion’un sesi:
Poseidon;
“Dünya üçe bölündü, üçümüz de aldık payımızı!
Kura çekildi, köpüklü deniz düştü bana,
sisli karanlıklar ülkesi düştü Hades’in payına!”
Payına düşen sisli karanlıklar ülkesindeki Hades, karanlığı değdirmedi ölüler dünyasının karasına, çıkmadı dış dünyaya. Ölülerin bulunduğu yeraltının kapısında bekçi bıraktı üç başlı bir Kerberos köpeğini.
Karadeniz’in bin-bir renginin içindeki bu sisli karanlıklar ülkesinde Kerberos bu kaderi paylaştı Hades’le. Kerberos için ise antikçağın ünlü yazarlarından Hesiodos derki;
“Ekidna, azgın bir canavar daha doğurmuş, adı dile alınmaz Kerberos’u. Hades’in o tunç sesli, elli başlı o aman vermez yırtıcı köpeğini”
Kerberos, aman vermez ölüler diyarı sisli karanlık dünyasından çıkışa. Bir kuş bile uçamazdı. Bekçisi Kerberos, kralı Hades olan bu diyara giriş yollardan biri Kerberos’un bekçiliğini yaptığı ve Hades’in kralı olduğu bu sisli karanlıklar ülkesinin giriş yollarından biri Karadeniz’in Ereğli’sin den geçer.
Megara’dan olan çocuklarını ve Herakles aklı ile oynayanbir nöbet anında çocuklarını ve İphikles’in iki çocuğunu ateşe atarak öldüren Herkül bu günahtan nawsıl kurtulacağını sorar biliciye.
Bilici;
“Günahlarından arınmak ve ölümsüzlüğe ulaşması için , Miken Kralı Eurystheus’a gidip uzun bir süre onun hizmetine gir ve kralın her istediğini yerine getir.” demiştir.
Herakles’den 12 görev ister Eurystheus. Bu görevlerden sonuncusu olan 12 görevini söyler.
Eurystheus;
“son görevin cehennemin üç başlı köpeği Kerberos’u yeryüzüne çıkarmaktır.”
Hades’in tutsaklarından biri olan Theseus’u da kurtaracaktır Herakles.
Dümenini çevirir Karadeniz Ereğli’ye. Varır Cehennemağzı mağarasına. Herakles’e Olimpos tanrıları Athena ve Hermeias, Hades’ten çaldıkları görünmezlik maskını verirler.
Bu maskı kullanan Herakles sisli karanlıklar ülkesine görünmeden girer. Hades ve karısı Persephone’dan kerberos’u götürmek için izin ister.
Hades;
“Silah kullanmadan kazanırsan alabilirsin.”
Bu şartı kabul eden Herkül usulca yaklaşır Kerberos’a. Kavrar güçlü kollarıyla Kerberos’un boynunu. Yeryüzüne çıkarır. Kahraman Herakles, azgın canavar olarak anılan sisli karanlıklar ülkesinin bekçiliğini yapan Kerberos’u Cehennemağzı mağarasının dışına çıkarır. Kurtulmaya çalışır, debelenir Kerberos. Sonunda teslim olur ölüler diyarının yeraltı karanlık dünyanın bekçisi olan üç başlı, yılana benzeyen kuyruklu Kerberos. Eurystheus’un verdiği son görev olan 12. görevi de böylece tamamlamış olur.
Yeryüzüne çıkan kerberos’un ağzından akan salyaların toprağa düştüğü yerde haşhaş ismiyle bilinen bitkinin yetişmeye başladığı da söylenceler arasında yerini alır. Ereğli adının da Cehennemağzı mağaralarına girmeyi başaran Heraklesten geldiği söylenir.
Karadeniz’in bereketli toprakları altında 1829 yılında bulunan maden kömürü ocakları da bir yerde bu efsaneyi desteklemektedir. Yerin yüzlerce metre altında çalışan maden işçilerinin her biri birer Heraklestir. Ekmek parası için her gün korkusuzca yerin binlerce metre altına iner ve yanan taşları yeryüzüne ulaştırırlar. Yeryüzüne çıktıkları yerde alınlarından toprağa damlayan ter damlaları ise Kerberos’un salyalarının aksine inanç ve azim olarak karışır toprağa. Ellerinde, güneş tutan bu insanların diyarı Karadeniz’de.
Cehennemağzı Mağaraları Zonguldak Ereğli İlçesi, İnönü Mahallesi’nde bulunmaktadır. Bu bölge Antik Dönem‘in Acheron Vadisi olarak bilinmektedir.
Ereğli Müzesi’ne bağlı ören yeri olarak faaliyet gösteren Cehennemağzı Mağaraları yan yana sıralanmış üç mağaradan oluşmaktadır. Birinci mağara, iki bölüm halinde düzenlenmiştir. Birinci bölümde, zemin orijinal bitki ve geometrik motifli mozaik ile döşelidir. İkinci bölümün doğu duvarında küçük bir apsis açılmıştır ve önünde kademeli basamaklar bulunmaktadır. Çok eski bir Hıristiyan kilisesi olan bu mağara, Hıristiyanlığın yayıldığı ilk yıllarda gizli ibadet yeri olarak kullanılmıştır.
İkinci mağara, yol kenarındaki 10-12 metre yükseklikteki yamaç üzerinde bulunmakta ve yöre halkınca Koca Yusuf Mağarası olarak adlandırılmaktadır. Yamaç üzerinde yer alan dar bir girişten geçilerek 3 basamaklı dikey bir merdiven yardımıyla inilen mağara, 1,5 kilometre dağın içine doğru devam etmektedir. 1960’larda tavandan düşen bir kaya yolu kapattığından, ancak 350 metre kadar derinliğe gidilebilmektedir. İnsan elinden çıktığı taşçı kalem izlerinden anlaşılan mağara, yaklaşık 400 metrekarelik bir alanı kaplamakta ve iki fil ayağı ile desteklenmektedir.
Üçüncü mağara, yüzölçümü bakımından en geniş olanıdır. Zemini taban suyu ile kaplıdır. İnsan eli ile yapılan mağara birinci ve ikinci mağaralara su sarnıcı görevi görmüştür. Herakles’in Kerberus’u kaçırmak üzere Ölüler Ülkesi’ne indiği yer Cehennemağzı Mağaraları’dır.
İlkçağın en önemli iki kehanet merkezinden birinin bu mağaralar olduğu bilinmektedir. Diğeri ise Yunanistan’ın Delphoi kentindedir. Bir başka söylenceye göre, şehir tekfurunun kızı hizmetkarı olan gence âşık olur; birlikte evden kaçarlar ve Cehennemağzı Mağaraları’ndaki kız-oğlan odasına saklanırlar. Cehennem zebanisi de dışarıdan gelecek tehlikelere karşı onları korur. Mağaraya giremeyen tekfur kızına ve genç hizmetkarına “taş olun” diye seslenir, kız ve oğlan taş kesilir.
Cehennemağzı Mağaralarının birincisi olan ve kilise mağarası olarak da bilinen mağara içindeki sütunlar, sütun başlıkları, mozaik döşeme ve kandil yuvaları, mağaranın paganizmin egemen, Hıristiyanlığın ise yasak olduğu dönemde, ilk Hıristiyanlarca gizli ibadet merkezi olarak kullanıldığını göstermektedir. Bu mağara içinde bulunan kalıntılar, Erken-Hıristiyanlık Dönemi‘nin izlerini taşıyan motiflerle süslüdür.





